Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi

İMÜ Mühendislik Röportaj Serisi - Prof. Dr. Nureddin Türkan ile Konuştuk

24.05.2021

1. Merhabalar hocam hoş geldiniz. Öncelikle bu röpörtajı kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.
Siz de hoş geldiniz. Eğitim-Öğretim-Araştırmanın yanında bu kavramlarla ilgi bilgi ve gelişmelerin yaygınlaştırılması da bilim insanı olarak bizim görevlerimiz arasında. Dolayısı ile bu fırsatı verdiğiniz için ben teşekkür ederim.

2. Hocam kendiniz hakkında bize biraz bilgi verir misiniz? Nureddin Türkan kimdir?
1969 yılında Iğdır’da doğdum. Alan olarak Teorik Nükleer Yapı Fizikçisiyim. Ancak son yıllarda Deneysel Nükleer Fizik araştırmalarında da yer alıyorum. Fizik dışında Matematik, Şiir ve Müzikle de ilgiliyim. Özellikle son yıllarda disiplinlerarası çalışmaya da alıştım doğrusu.

3. Çalışma alanınızla ilgili bize biraz bilgi verir misiniz?
Aslında bu alanda çalışmaya Ankara Atatürk Lisesi’nde öğrenci iken karar verdim. Özellikle Biyolojiye, sonra da Fiziğe ve Matematiğe oldukça fazla ilgim vardı. Geceleri gökyüzüne baktığımda, gizemli evrenin sırlarını araştırmak ve “Orada neler var?” gibi sorulara cevap aramak bana oldukça büyük heyecan veriyordu. Bugün bilimin her alanı banagüzel ve cazip geliyor. Bu motivasyonla dünyaya tekrar gelsem başka bir bilim dalı olsa bile yine bilim çalışanı bir birey olmak isterdim.

4. Bilimin yanında şiir ve müziği de sevdiğinizi belirttiniz. Burada Bilim, Sanat ve Müziği nasıl bağdaştırıyorsunuz?
Bunu şöyle anlamamız lazım; Biz aklımızın sınırlarını ve yeteneklerini bilimle, ruhumuzun yeteneklerini ve sınırlarını ise doğru kullanıldığı taktirde sanat ve müzikle açıp genişletiyoruz. Bu anlamda sanat yönümüz, bu modern karmaşa içinde kendimizdeki kopmaları gideren, kendimizi dinleyip-öğrenip anlamamızı sağlayan önemli bir araç. Çünkü tüm evren, dünyamız, atmosferimiz, içindeki canlılar ve insanlarla birlikte birer sanat harikası. Bütün canlılar ve varlıklar hem bireysel açıdan hem bir bütün olarak uyumlu bir harmoni aynı zamanda.

5. En son 2021 yılında “Çevre dostu bir malzeme: Grafen” adlı bir kitabınız basıldı. Kitabınız hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?
Grafenle ilk olarak geçtiğimiz yıl çalışmaya başladığımız ve bu yıl yeni basılan, aktif karbon malzemelerin radyasyon zırhlama özelliklerini ile ilgili makale konusunu araştırırken tanıştım. Grafen, bilinen en ince ve en hafif bir malzeme olmasının yanı sıra esnek, saydam ve aynı zamanda da çevre dostu bir malzemedir. Evrende var olan malzemelerin hemen hemen hepsi üç boyutlu yapıya sahiptir. Grafen, karbon atomlarının iki boyutlu bal peteği düzeneğinde bir yapıdadır. Elektriği en iyi ileten malzemelerden biri grafendir ve elektrik bu basit bal peteği grafen yaprağı üzerinde çok hızlı akmaktadır. Ayrıca, elektriği ileten birçok bilinen malzeme metaldir ancak grafen, karbon temelli bir ametaldir. Bu yüzden elektrik akımını metal olmadan iletebilme ortamları için grafen oldukça önemli bir malzemedir. Çok küçük alanlarda elektrik iletimini sağlayabildiği için, çok küçültülmüş transistörler, küçük cihaz teknolojileri ile minyatürize edilmiş hızlı bilgisayar teknolojileri açısından grafen oldukça önemli bir yere sahiptir. Grafenin en önemli diğer bir özelliği çelikten 100-300 kat daha sağlam olmasının yanı sıra kolay elde edilbilen bir malzeme olmasıdır. Öyle ki, kurşun kalemle bir kağıda bir çizgi çektiğinizde üst üste birçok grafen yaprağı elde etmiş olursunuz. 2010 yılında Nobel Ödülü, grafenle ilgili bulgularından dolayı iki Rus bilim insanına verildi. Grafenin yakın gelecekte ne kadar önemli teknolojik bir malzeme olduğunu buradan da daha iyi anlıyoruz. Daha önceleri grafenin teknolojide devrim yapan bir malzeme olduğunu biliyorduk ancak geçen yıl başlayan araştırmalarımızda grafeni daha yakından tanıma imkanı bulduk ve bu kitabı yazmaya karar verdik. Kitabımızda araştımacılara rehber olması açısından, grafeni elde etmenin ve kullanabilmenin en son metotlarını vermeye ve bu yönleri ile faydalı olmaya çalıştık. Yakın gelecekte yapılacak bir çok araştırma, grafenin bilinmeyendaha birçok yönünü ortaya çıkarmak üzere araştırmacıların çabalarını bekliyor.

6. Biraz Dünyada ve Türkiye’de bilim ve bilimin geleceğinden bahsedebilir misiniz?
Bilimin dünyadaki gelişimine baktığımızda, bilimin uluslararasılaşmayı gerektirdiği ve bunu hızlandırdığını görüyoruz. İsviçre CERN’deki ATLAS projesinde birçok farklı ülkeden 7- 8 bin kişinin çalışmakta olması bilimde uluslararasılaşmanın söz konusu olduğunun en önemli göstergesi. Bu açıdan baktığımızda ülkemizin ilerleyebilmesinin yolunun iki sürecin hızlanmasından geçtiğini fark ediyoruz. Bu süreçlerden ilki uluslararasılaşmadır ki; üretim, ihracat, bütçe açığının giderilmesi gibi çok bahsettiğimiz kavramların bununla ilgili olduğunu iyi biliyoruz. Kalkınmanın diğer yolu ise, üniversiteleşmedir ki; bu yol, bilginin üretime ve katma değere dönüşmesi ve yüksek öğretim kurumlarının gelişimlerini tamamlayarak sanayi ile işbirliği yapmalarından geçmektedir. Bu bağlamda ülkemizdeki üniversite sayısının arttırılmasının başlangıç olarak iyi bir politika olduğunu düşünenlerdenim. Ancak belki bu üniversitelerin, bulundukları yer ve konumlara göre daha spesifik alanlarda geliştirilmelerinin daha doğru olacağı görüşündeyim. Bunun yanında ülkemizde başta savunma sanayinde ve belli alanlardaki ilerlemelerin umut verici olduğunu zaten biliyoruz. Özellikle benim bildiğim ve yerli-milli roket teknolojisi ile birlikte geliştirilen uzay radyasyon sayaçları ve uydu teknolojileri üzerinde yapılan çalışmalar oldukça motive edicidir. Bunların yanında uzayda elektronik ekipmanların radyasyona karşı zırhlanması için geliştirilen tasarımlar ve malzeme teknolojileri de yine heyecan verici. Ancak yapılan bu teknolojik hamlelerle birlikte bilimin devam edebilmesi hayati önem taşıyor. Çünkü arkasında bilim olmayan bir teknoloji kısa vadeli olur. Bu bağlamda parçacıklara hassas birçok elektroniğin ülkemiz laboratuvarlarında üretiliyor olması sevindirici olmakla birlikte, yarıiletken teknolojileri üzerinde büyük bir laboratuvarın kurulması ve özellikle katma değeri yüksek özel elektroniğin bu laboratuvarlarda üretilmesi büyük bir ihtiyaç olarak hala karşımızda durmakta. Bence devletimiz bu yatırımı yapmalı ve hassas elektroniğimizi dışa bağımlı olmadan tamamen kendimiz üretmeliyiz. Evet, bilim uluslararası ve evrensel bir hedef ancak bilimin üretiminin ülkeye ait olması daha önem arz eden diğer bir hedef olmalı. Daha önceki süreçlerde ve 2008 yılında CERN’de 27 km uzunluğundaki büyük hadron çarpıştırıcısı parçacık çarpıştırmaya başladığından bu yana ülkemizden birçok değerli bilim insanımız bu uluslararası merkezlerde görev alıyorlar. Bu oldukça umut verici olmakla birlikte ülkemizde de bilimi kendisi üreten, kendi ayakları üzerinde durabilen, kendi inançlarımıza saygılı ve evrensel bir ekosistem kurma hedefindeki süreçlere devam etmeliyiz. Şu anda dünyada 100 km uzunluğundaki proton hızlandırıcısının yapımı tartışılıyor ve teknoloji baş döndürücü bir hızla gelişmeye devam ediyor. Bilim dünyasında merak edilen ve araştırılan en büyük sorular son zamanlarda şunlar; Karanlık madde nedir? Maddenin doğasının içinde ne var? Kütle nereden geldi ve nasıl oluştu?. Bunlara ayak uydurabilmek için çok çalışmalıyız ve bilimsel ekosistemimizi, buna ayak uydurabilecek düzeye getirmeliyiz.

7. Son olarak yakın gelecekte gerçekleştirmek istediğiniz hedefler ve yapmak istediğiniz çalışmalarla ilgili biraz bilgi verebilir misiniz?
Öncelikle dünyada yapılabilecek yatırım kendimize ve insana yapılan yatırımdır. Bu amaçla kendimizi her zaman ilerletip, eğitim sistemimizi eğlenceli bir hale getirerek deneyim ve bilgilerimizi geleceğe sağlıklı olarak aktarmak en önemli hedeflerimizden biri olmalı. Bu temel hedef çerçevesinde, bilgiyi projeye ve teknolojiye dönüştürme becerisini kazandırma adına deneyimli bilim insanı bazı arkadaşlarımla birlikte akademisyenlerimize ve genç araştırmacılarımıza ülke çapında çeşitli proje eğitimleri vermekteyiz. Öncelikle bunlara devam etmeği kendime amaç edinmekteyim. Bunun yanında zararlı yani iyonize radyasyona karşı daha hafif, daha kullanılabilir yeni zırhlama malzemeleri geliştirmek üzerine araştırmalarımız devam ediyor. Bu konuda yüksek lisans ve doktora öğrencilerimle birlikte Düzce Üniversitesi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, Gazi Üniversitesi ve Acıbadem Üniversitesindeki araştırma grupları ile birlikte lisansüstü çalışmalarımız ve projelerimiz devam etmektedir.

8. Hocam katılımınız için çok teşekkür ederiz.
Bu fırsatı verdiği için ben, üniversitemize ve size teşekkür ederim.